Mersin | Anamur | Aydıncık | Bozyazı | Çamlıyayla | Erdemli | Gülnar | Mut | Silifke | Tarsus

MERSİN

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Eteklerinde Mersin'in kurulduğu Toros Dağları Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Mersin Ağacı

"Torosların eteğinde güneşe gülümseyen Balıkçıl Kuşunun başındaki tüy gibisin MERSİN, Murtların çıkardığı güzel kokular, gelenleri hayran bırakıyor. Mersin, mucizevi bereketli toprakları, gelişen ticareti ile dünyadaki yerini alacaktır." Madame Arthus-1917

100 Yıl Önce Doğu Akdeniz'de Avrupai Bir Kent

150 yıllık geçmişi ile Anadolu'nun en genç kentlerinden biri sayılan Mersin'in, Osmanlı dönemindeki eski mahalle adlarına baktığımızda Gazkiye Mahallesi, Frenk Mahallesi, Giritli Mahallesi, Hristiyan Köyü Mahallesi gibi yabancı kökenli adların yanısıra Medrese Mahallesi, Çardak Mahallesi,,Yeni Köy Mahallesi gibi Türk mahallelerin varlığı, toplumsal kaynaşmanın; Attarlar Çarşısı, Bezirgan Çarşısı, Moskova Çarşısı, Tahtalı Han, Orozdibak, Gümrük Meydanı, Tüccar Han, Taş Han, Yeni Han, Bedesten, Rıhtım, İstasyon, Telgrafhane, Postane, Konsolosluk, Banka, Gümrük, Ticaret Odası gibi yapılar, kurumlar ve caddeler ise bir liman kenti olan Mersin'in ticaret yaşamının en karakteristik simgeleridir. Kaymakamı, komutanı, liman reisi, mahkeme reisi, kadı ve memurları Türk olan kentte; örneğin 1884-1885 yıllarında muhasebe kaleminde Nesim ve Corci Efendiler, Defteri Hakanide Agop Efendi, Ziraat Bankası'nda Bodos oğlu Dimetraki ve Yuvanaki, Belediye azalığında Banus Ağa, Karantina Doktoru Amadya, Telgrafhanede Fatulu adlı Gayrimüslim Osmanlı vatandaşları görevli idi. Nusayriler, Mısırlı Fellahlar ve Tahtacılar ise kente renk katan diğer toplulukları oluşturuyordu.

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. 1870'lerde Mersin kıyısında iskeleler. Bonfilis'in çektiği fotoğraftan yapılan gravür

Mersin, tanzimat fermanıyla her alanda başlatılan yeniden yapılanma ve reformları, ilk önce ve en iyi değerlendiren Osmanlı kentlerinden biri oldu. Farklı etnik topluluklardan oluşan Doğu Akdenizli akıllı ve çalışkan insanlar, dikkatlerini Akdeniz'e yönelttiler. Kısa zamanda; kilise çanlarının, havra ayinlerinin, ezan seslerinin duyulduğu dama taşı planlı düzenli sokakları, Ebniye Nizamnamelerine uygun kesme taş duvarlı, marsilya kiremiti çatılı güzel yapılarıyla Anadolu kentlerinden farklı, yepyeni bir kent yarattılar. Rıhtıma yığılan pamuk balyaları, kaneviçe çuvallar, fıçılar ve sandıklar arasından geçen arabalar ve kervanlar; beyaz ipek, keten veya sadakor kumaş elbiseler içinde; gemi acentaları, bankalar ve ticarethaneler arasında telaşlı ve canlı adımlarla gidip gelen işadamları; istasyonda, tramvayda, fayton ve kafelerde, hemen her dilde konuşan insanları ile; huzurlu, dinamik, Avrupai bir yaşam içindeydiler.

1886'da 12 ülke konsolosluğunun bulunduğu,uluslararası önemde bir liman kenti.

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. 1910 yıllarında Mersin Çeşme Meydanı. Günümüzdeki Ulu Çarşı civarı.

1886'da 12 ülke konsolosluğunun bulunduğu, uluslararası önemde bir liman kenti.

1832 yılından itibaren Mısırlı İbrahim Paşa ile Çukurova'da başlatılan tarımsal restorasyon, daha sonra Osmanlı yönetiminin Fırka-i İslahiye programı ile devam ettirildi. Öte yandan Kuzey Amerika iç Savaşı, Süveyş Kanalı inşaatı ve Kırım Savaşı gibi dünyada oluşan siyasi ve ekonomik faktörler sonucunda; balıkçı barınaklarından ibaret Mersin köyünün kıyısında, küçük ticarethane ve iskeleler kuruldu. Bunlar Semihi Vural'ın "Hû'dan (Huğ) Metropol'e" diye tanımladığı gelişme sürecinin ilk kıpırtıları olmuştu. .

Bu kıpırtılar, kıyıdaki bazı kiralama ve yapılaşma talepleri nedeniyle, geçte olsa İstanbul'dan farkedildiğinde ilginç bir durumla karşılaşıldı. 1855 tarihli Adana Valiliği'ne gönderilen bir fermanda, "İstanbul'da Deftername-i Amire'de Mersin iskelesi ve karyesi (köyü) hakkında bir kayıt olmadığı gibi, bir vakıf ve arazi dahilinde de olup olmadığı anlaşılamamıştır" denilmektedir. Ancak, bu köydeki hızlı gelişmeler gözlendiğinde, aynı yıl içinde Mersin, Sultan Abdülmecid'in bir fermanı ile Valide Sultan Vakfı yapıldı.

1838 yılında Batı Avrupa ülkeleri ile imzalanan Serbest Ticaret anlaşması ve Tanzimat Fermanıyla; İmparatorluğa yabancı sermayenin girmesi ile, gayrimüslim vatandaşlara ve levanten denilen yabancı tüccar ve işyeri sahiplerine kolaylıklar ve imtiyazlar tanıdı. Bu durum özellikle deniz kıyısı kentlerinin gelişmesinde çok etkili oldu.

Selanik, İstanbul, İzmir, Trabzon, İskenderun ve Mersin gibi kentler, yakın çevrelerindeki hinterland kaynaklarından gelen tarımsal ürünlerin, çok çeşitteki el sanatlarının ve sanayi hammaddelerinin ihraç edildiği, Batı Avrupa sanayi ürünlerinin giriş yaptığı, toplama ve dağıtma zengini kozmopolit metropollere dönüştüler.

Aşağıdaki metinlerde ve daha sonraki "Mersin Limanı" bölümünde görüleceği gibi; Mersin, 19.yüzyıl dünya şehircilik tarihinde, benzeri olmayan bir performans göstererek, yoktan varolurcasına, 30yıl gibi kısa sürede Doğu Akdeniz'in en gözde liman kentlerinden biri oldu.

Herkes Gider Mersin'e

Belgelerle Mersin'in Kentleşme Kronolojisi

Mersin'in kentsel gelişmesini, geçmiş yüzyıllarda buraya gelen gezgin ve araştırmacıların anılarından, Adana Vilayet Salnameleri'nden ve çağdaş yayınlardan izlemek mümkündür.

Thomas Dallam'ın 16. yüzyıl) Mersina, Evliya Çelebi'nin (17. yüzyıl) Mersinoğlu dediği köye,1812 yılında deniz yoluyla gelen İngiliz Gemi Subayı Kaptan Beaufort, Mersina'yı Malarya hastalığından korunmak için birbiri üstüne yapılmış birkaç kulübeden oluşan bir yer olarak tanımlar.

1842 tarihli Adana Vilayet Salnamesi'nde, Mersin'in Gökçeli nahiyesine bağlı bir köy olduğu, bazı kayık ve gemilerin uğramasıyla imar görmeye başladığı, bu nedenle, 1852 yılında Tarsus kazasına bağlı nahiye yapıldığı yazılıdır. Buna rağmen, 1855 tarihli fermandan anlaşıldığı gibi, başkent İstanbul'un kayıtlarında bu nahiyeye ait bilgiler yoktu. Oysa, 1853 yılında Sultan Abdülmecid'in verdiği bir fermanla, Latin Katolikleri deniz kıyısında bir kilise inşaatı için izin almışlardı.

C.Texier, Mersin'i güney ve batı rüzgarlarına açık, Tarsus'un limanı olan bir köy olarak tanımlar. V.Langlois, Mersin'in deniz kenarında güzel evleri olduğunu yazar.

Mersin, 1864 yılında Gökçeli, Kalınlı ve Elvanlı nahiyelerinden oluşan bir kazanın merkezi oldu.

Bu yıllardan itibaren artan ticaret hacmi ve liman faaliyetleri ile 1863'de Gold adındaki lngiliz işadamının kurduğu çırçır fabrikası, Mersin'in sanayileşmesinin ilk habercisi oldu. Bu gelişmelere paralel olarak Mersin kazası, hızlı büyüme ve yapılaşma sürecine girdi.

Sultan Abdülmecid'in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan adına 186i yılında bir çeşme, 1870 yılında Eski Cami, aynı yılda Ermeni Ortodoks Kilisesi ile Davis'e göre 1878 yılında Arap Ortodoks Kilise'si inşa edildi.

1871 yılında kente anıtsal ticari bir yapı eklendi. işadamı Mavromati ve devlet şurası azalarından Vayvanı tarafından inşa ettirilen ve günümüzde ayakta olan Taşhan, zemin katı ticarethane ve dükkân, üst katı ise büro, acenta ve konaklama birimleri olarak planlanmıştı.

1885 yılında Adana-Mersin karayolunun işletmeye açılması, daha fazla ürün akışını sağladı.

1877 Adana Vilayet Salnamesi'ne göre, Mersin'de 98 dükkan, 50 toptancı mağazası, 55 değirmen, 38 fırın, 22 imalathane, 10 boyahane gibi ticarethane ve işletmelerin yanısıra, nahiyelerle birlikte kazada; 32 cami, 54 mescit, 2 tekke. 25 medrese, 12 kilise, 1 ayazma, 91 sıbyan mektebi bulunuyordu. Bu sayısal tablo, yaklaşık 25 yıl gibi kısa bir süre içinde Mersin'in nedenli hızla geliştiğini göstermektedir.

E.J.Davis, 1879 tarihinde deniz yoluyla kente gelen ve Mersin hakkında en ayrıntılı bilgileri veren kişidir. Davis gemiden indiği andan itibaren, gümrükten çıkışı ve kaldığı özel bir evden başlayarak Mersin'i bize tanıtır. Ona göre, Mersin gelişmekte olan küçük bir yerleşimdir. Gözlemlerinin bir bölümünde:"Çarşılarında çeşitli etnik gruptan insanlar oldukça hareketli ve canlı bir atmosfer oluşturuyor. Bazı sokaklar, Adana Valisi Halil Paşa zamanında kesme taş kare bloklarla kaplanmış. Gerçekten bazı güzel taş evler de var. Bu bölgenin tüm limanlarında olduğu gibi Rumlar, Suriyeli ve Lübnanlı Hristiyanlar ana nüfusu oluşturuyor. Avrupalılar'ın sayısı çok az. Resmi görevliler dışında çok az Türk yaşıyor. Ancak tüm ulaşımı develerle sağlayan değişken nüfus Türkler'den oluşmuş." diye yazar. Davis, Mersin'in en önemli işadamının Mavromati olduğunu, Seyhan ve Ceyhan akarsularını bir kanalla birleştirerek, Tarsus ve Adana ovalarının sulanmasıyla ilgili projesi karşılığında, 20 yıl bu topraktan pay alma teklifinin hükümet tarafından kabul edilmediğini yazar. Adana-Mersin karayolunun yapımını başlatan Adana Valisi Halil Paşa'dan övgüyle sözeder.

H.Ş.Develioğlu, Mersin'in ulaştığı önemli ticari boyutu farklı bir açıdan değerlendirerek, 1880 yılında burada görev yapan toplu hakimli ticaret mahkemesinin bulunmasını, buradaki ticaretin gelişmiş olmasına bağlamakta ve devamla:"Bu tarihten 100 yıl sonra, Mersin'de toplu bir ticaret mahkemesinin kurulabildiği düşünülürse, o mahkemenin o gün için büyük bir aşama olduğu görülür." demektedir. 1884 yılında Müftü Camii ve medresesi inşa edildi.

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. 1871 yılında deniz kenarında işadamı Mavromati tarafından inşa edilen Taş Han (Günümüzde Antik Galeria) ve Mavromati'ye ait mühür.
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Remzi İREM'e ait yağlıboya resimde Uray Caddesi üzerindeki iş merkezleri. Resmin sol tarafında (günümüzde yıkılmış olan) Azak İşhanı girişi.
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. İş merkezinin deniz tarafından günümüze ait görüntüsü.

Mersin, Trenle Tanışıyor

Tren Önce Korku, Sonra Bereket Getirdi

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Mersin - Adana arasında sefer yapan tren. Lokomotifin üzerindeki plakada Cydnus (Tarsus Çayı) yazılıdır.

Adana-Mersin Karayolu Yapımının Ardından Demiryolunun da İşletmeye Açılması, Kent Gelişimine Yeni Bir Boyut Kazandırıyor.

Açılış günü istasyonu dolduran ve trenin ne olduğunu ilk defa görecek olan halk, lokomotifin düdüğünü çalarak soluya soluya istasyona girmesiyle çil yavrusu gibi dağılıp kaçmıştı. Herkes korkudan lokomotif ve vagonlara yanaşmamış bu garip aracı uzaktan izlemekle yetinmişti. İlk günler trene kimseler binmemiş, vagonlar boş gidip gelmiş, işletme zarara uğramıştı. Tren şirketi halkı trene alıştırabilmek için, bir ay süreyle herkesi ücretsiz taşımıştı. Sonraları, düşük ücretlerle halk tren yolculuğuna alıştırıldı.

1886 yılında işletmeye açılan Adana-Tarsus-Mersin demiryolu ile birlikte günümüzde halen gar binasının 50 m doğusunda bulunan küçük istasyondan Gümrük Meydanı'na, ayrıca Mesudiye Mahallesi ile Soğuksu Caddesi'nde bulunan Bodosaki'ye ait fabrikalara dekovil hattı döşendi.

Bu tarihte, başta Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya olmak üzere Mersin'de, 12 ülkenin konsolosluğu bulunmaktaydı. Böylesine çok sayıdaki yabancı temsilcilik, karayolu, demiryolu ve liman,kentin uluslararası ilişkilerinin de giderek yoğunlaştığını göstermektedir. Yine aynı yılda Türkiye'nin ilk ticaret odalarından biri Mersin'de kuruldu.

Bu gelişmeler doğrultusunda kentin merkezi yönetim taksimatındaki durumu da giderek yükselmekteydi. Mersin, 1888 yılında sancak merkezi yapıldı. Tarsus, Adana Vilayeti'nden ayrılarak Mersin'in ilçesi oldu.

Eh bu kadar variyeti olan bir kentin tramvayı da olmalıydı. Aynı yıl irade-i seniye ile kentte bir tramvay tesisi kurulup çalıştırılması kararlaştırıldı. (Bu proje, ancak 1912 yılında tamamlanarak hizmete sunulmuştur.) İnşaatına 1853 yılında aldığı yapı izniyle inşaatına başlanan Latin Kilise'si, çeşitli eklemelerle 1898 yılında tamamlandı. Kent yapılaşması daha sonra hızla gelişmiş; Mesudiye, Mahmudiye, Nusretiye, Kiremithane, Hamidiye ve İhsaniye gibi mahalleler ortaya çıkmıştır.

1888'de Osmanlı Bankası ve Ziraat Bankası, 1889'da Selanik Bankası'nın Mersin şubeleri açıldı. 1900 yılı Mersin Ticaret Odası belgelerine göre, Saraçzade Mahmut Ziya Paşa Mersin'de Kahire, Adana ve İstanbul adlı üç otel; Hanlızade Mustafa da bir otel ve gazino işletmeciliği yapmaktadır. Öte yandan Mesudiye Mahallesi'nde buhar gücü ile çalışan, yılda 300 ton pamuk işleyerek 200 ton bez üreten bir fabrika daha işletmeye açıldı.

Giderek büyüyen sistem, yönetim örgütlenmesi bakımından yeni gereksinmeler ortaya çıkardı. Belediyenin iskelelerden aldığı gelirlerin 4 yıl süreyle bağışlanması koşuluyla, 1901 yılında, günümüz Uray Caddesi'nde bulunan kesme taştan, eklektik tarzda iki katlı hükümet konağı inşa edildi. Bu güzel binaya mutasarrıflık, adliye, maliye, Ziraat Bankası ve diğer devlet daireleri alındı. (Günümüzde İI Sağlık Müdürlüğü binası.) 1906 yılında kentin ticaret kolonisi içinde yer alan Yahudiler için bir havra açıldı.

Mersin'de kazanılan akçelerin sesi, Avrupa'nın diğer bankalarında da duyuldu. Yüzyıl başlarında Alman Die Deutsche Orientbank, Fransız La Banque Française de Syrie ile Banque Française DesPays D'orient, Yunanistan'ın Atina Bankası Mersin'de şubelerini açtılar.

Üretenler ve Satanlar

Mersin - Tarsus - Adana Dayanışması

Çukurova'nın ekonomik kaynaklarını dış dünyaya aktaran Mersin limanının gelişmesine paralel olarak; Tarsus ve Adana kentleri de tarımsal üretim ve tarıma dayalı sanayi işletmelerinin kurulmasıyla giderek büyümekte ve zenginleşmekteydiler. Bu durum, Mersin'in yakın çevresine sağladığı dolaylı katkının ve dayanışmanın tipik bir örneğidir. Bu yıllarda üretken bir kent olan Tarsus'un nüfusu, Mersin'in iki katına çıkmıştı. Düzenli evleri, konsoloslukları, misyoner okulları, fabrikaları ile giderek büyüyen kent, Mersin'den önce elektrik üretecek hale gelmişti.

Duyun-u Umumiye adına Osmanlı kentlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel envanter çalışmalarını yapan Vital Cuinet, 1891 yılında yayınlanan çalışmasında, Mersinle ilgili ayrıntılı bilgiler verir ve şöyle yazar: "Merkez sancak Adana, kazaları Tarsus, Mersin, Karaisaoğlu. Mersin'in nahiyeleri Elvanlı ve Gürceli. Kaymakamlık merkezi Mersin'in nüfusu nahiyeleriyle beraber 29.175. Burada bütün Avrupa ülkelerinin temsilcileri var, konsolos, konsolos yardımcısı veya konsolosluklar Mersin'in nüfusunu her geçen gün artırmakta. Müslümanlar çoğunlukta. Bu sayıya dini inanç ve davranışları başlı başına farklı olan ve bahçecilik yapan fellahlar da dahil. Hristiyanlar 3.500 kişi, 2.700'ü Rum Ortodoks, 860'ı Ermeni, 260'dan fazla Latin Katolik. Mersin'in değişmez nüfusu 9.000 dolaylarında, 5.000'i Müslüman. Gelip geçici nüfus çok. Buharlı veya yelkenli gemilerle, karayolu ile gelip kalanların oluşturduğu değişken bir nüfus var." V.Cuinet Mersin evlerinin beyaz (kireç taşı) kesme taştan, tek katlı, üstü teraslı olduğunu, geniş sokaklarıyla ve düzenli bir planlamayla inşa edildiğini yazarak: "Mersin kenti daha çok bahçelerin olduğu Fener tarafına doğru gelişmekte, yeni yapıların inşa edilmesiyle her yıl yeni mahalleler oluşmaktadır. Anıtsal yapılar pek yoktur. Ancak bazı yeni binalar dikkati çeker. Deniz yolları binası, tren garı, Rum Kilisesi, Fener, Silifke tarafındaki köprü vb... Demiryolundan önce Tarsus ve Adana ile şose aracılığıyla bağlantı kuruludur. Mersin'de bir cami, iki Rum Kilisesi, bir Latin Katolik Kilisesi, bir Maruni Kilisesi bulunmaktadır. İki Medrese, bir Rüştiye ve iki Müslüman Mekteb-i İptidaiye vardır. Rum Ortodoksların iki okulu ve ayrıca bir de Kız Okulu bulunmaktadır. Ermenilerin Erkek Okulu, Katoliklerin 45 öğrencisi olan bir okulu vardır. Saint Joseph rahibelerinin 25 kız öğrencilik paralı bir okulu yanında, 45 öğrencilik herkese açık bir okulları da bulunmaktadır.

Mersin'deki diğer yapılar; 4 han, 2 otel, 2 hamam, 90 depo, 2 buharlı değirmen, 1 yel değirmenidir. Demiryolunun gelişi yeni mahallelerin oluşumuna neden oldu. Bahçelerde limon ve portakal ağaçları göze çarpar. Fellahlar bahçecilik yapar, Mersin'in güneyinde 300 m kadar ötede ikinci sınıf bir fener, 14 mil uzaklığa ışık vermektedir."

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. 19. yüzyıl sonlarında ihracaat yapılan Mersin iskelelerinden biri. İskele başına yığılan ticaret malları ve yükleme-boşaltma yapan mavnalar. Geri planda Latin Katolik Kilisesi'ne ait saat kulesi
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Esik Mersin'in en önemli ticaret merkezlerinden biri (Görüntü günümüze ait - Uray Caddesi üzerindedir.)

1901 Adana Vilayet Salnamesi'ne göre, nüfusu 23.443 olan Mersin'de; 1584 hane, 1 hükümet konağı, 44 cami ve mescit, 2 medrese, 3 kilise, i telgrafhane, 1 rüştiye mektebi, 320 dükkan, 10 fırın, 4han, 3 hamam, 15 kahvehane, 2 gazino, 4 otel, 14 meyhane ve 5 lokanta bulunmaktadır. 1903 Maarif Salnamesi'ne göre ise 4 medrese, 16 Mekteb-i İptidaiye, 1 kütüphane bulunmaktaydı. Aynı yılda Mersin'e gelen Alman tarihçi coğrafyacı F Dietrich Schafer, Mersin'in yaklaşık 9.000 nüfusu olduğunu, başta Fransızlar olmak üzere Avrupalılar'ın liman kesiminde Avrupa kentlerini andıran mahallede oturduklarını; Avrupalılar ve hali vakti yerinde olanların sıcaklardan kurtulmak için Mayıstan Ekim'e kadar kenti bırakıp yaylalara gittiklerini yazar. (Schafer'in verdiği kent nüfusu, 1901 Vilayet Salnamesi'nden farklı.)

Günsel Renda'ya göre, Mersin bir 19. yüzyıl kenti olması nedeniyle daha önceki yüzyılların getirdiği geleneksel Osmanlı dokusuna sahip değildir. Mersin'de kentin merkezini belirleyici, örneğin külliye gibi anıtsal bir mimari odağı yoktur. Esas yerleşim ticaret yaşamının gerçekleştiği Cami-i Şerif Mahallesi'ndedir ve bu yerleşim batıya ve kuzeye doğru yönelen mahallelerle genişletilmiştir. Limana inen veya kıyıya paralel olarak uzanan geniş sokaklarda ticaret yapan esnafa ait depo-dükkan konut tipi evler çoğunluktadır. Daha büyük, bahçeli evler Hamidiye Mahallesi'nde ve bugünkü Atatürk Caddesi civarında yeralır. Geleneksel Osmanlı kentlerinde rastlanan konak tipi yönetici eşraf evleri, burada yerini tüccar evlerine bırakmıştır. Kent dokusunun geleneksel yerleşimlerden farklı olmasının bir nedeni de Tanzimat sonrasında çıkan ve yeni yapılan inşaatlarda uyulması gereken kuralları belirten Ebniye Nizamnameleridir

1914 yılında başlayan I.Dünya Savaşı ile gelen büyük yıkım ve yenilgi, önce İngiliz sonra Fransız işgalinin ardından başlatılan bağımsızlık savaşları sonucunda, Mersin'in sosyo-ekonomik yapısında önemli değişiklikler oldu. Savaş koşulları nedeniyle bir kısım Türkler'in cepheye gitmesi veya göç etmesi, bazı Gayrimüslimler'in kentten ayrılması, Rumlar'ın ise mübadele sonucu Yunanistan'a gitmeleri, nüfusu büyük oranda azaltmış, yakın geçmişteki ekonomik dinamizm kaybedilmişti. Ancak kalanlar gelecekten umutluydular.

Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Tren istasyonu ve liman arasındaki dekovil hattında yüklü vagonlar
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Yoğurt Pazarı Caddesi (19. yy. başlarında)
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Pazaryeri (19. yy. başlarında)
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. 1940'lı yıllarda Ziya Paşa Gazinosu.
Resmi yeni bir pencerede büyük olarak görmek için tıklayınız. Ressam Hüseyin SEVİM'in 1952 tarihli "Sahilde Akşam Üstü Mersin" tablosu.
"Koşuver güneye gönlün dinlensin,
Bin huzur köşesi, her zaman Mersin"
                                                             Bekir Mutlu

Sonraki Sayfa

Mersin | Anamur | Aydıncık | Bozyazı | Çamlıyayla | Erdemli | Gülnar | Mut | Silifke | Tarsus